featured
  1. Haberler
  2. Gündem
  3. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan TRT Haber’de

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan TRT Haber’de

service
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

2025 yılının diplomasi açısından fevkalade yoğun geçtiğini belirten Bakan Fidan, yeni yılın ilk günlerinde ortaya çıkan küresel krizlerin, 2026’nın çok daha hareketli bir dönem olacağını gösterdiğini vurguladı.

“2026’ya krizlerin gölgesinde giriyoruz”

Yeni yılın hemen başında Yemen, Somaliland, İran, Venezuela ve Grönland krizlerinin peş peşe patlak verdiğine dikkat çeken Fidan, bu durumun bir önceki yıldan devreden sorunların evrilerek yeni başlıklara dönüşmesi olduğunu ifade etti. Fidan, “Bunların hepsinin arka arkaya gelmesi, daha yılın ilk başında aslında bizi nelerin beklediğinin birer işareti.” değerlendirmesinde bulundu.

Filistin ve ateşkes süreci: “İkinci aşamaya geçeceğiz”

Bakan Fidan, 2025 yılında Türkiye’nin enerjisinin büyük bir kısmını yakın coğrafyadaki çatışmaları sonlandırmaya harcadığını belirtti. Özellikle Gazze’deki duruma dikkat çeken Fidan, şunları kaydetti;

Filistin meselesi bizim için fevkalade önemli. Oradaki soykırım hem milletimizin vicdanında hem de devletimizin stratejik zihninde kanayan bir yaraydı. Bunu durdurmak için elimizden geleni yaptık. 2025 yılında atılan önemli diplomatik hamlelerle nihayetinde, ağır aksak da olsa, bir ateşkese ulaşıldı. Şimdi bunun ikinci aşamasına geçmek için çalışacağız.

Bölgesel ve küresel barış vizyonu

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ortaya koyduğu “adil ve kalıcı barış” ilkesi çerçevesinde hareket ettiklerini hatırlatan Bakan Fidan, Rusya-Ukrayna savaşı, Kafkaslar’daki durum ve Suriye meselesinde gerginliği azaltmak için yoğun çaba sarf ettiklerini söyledi.

Fidan, bölgesel konuların yanı sıra Türkiye’nin milli güvenliğini doğrudan ilgilendiren Ege, Akdeniz ve sınır ötesi terörle mücadele konularının da gündemdeki ağırlığını koruduğunu belirtti. Ayrıca Batı Balkanlar ve Avrupa Birliği ile ilişkilerin de geçen yılın önemli başlıkları arasında yer aldığını ifade etti.

“Türkiye dış politikada olağanüstü bir performans sergiledi”

Küresel sistemin daha adil bir yapıya kavuşması için Birleşmiş Milletler (BM) reformu taleplerini her platformda dile getirdiklerini belirten Bakan Fidan, şunları kaydetti;

Afrika’nın Sahel kısmında olan konular, Asya-Pasifik’teki birtakım konular. Bunların hepsi gerçekten gündemimizdeydi öncelik sırasına göre. Çok şükür, Cumhurbaşkanımızın liderliğinde 2025 yılı diğer ülkelerin performansıyla kıyaslandığı zaman bizim dış politikada bütün alanlarda olağanüstü performans ortaya koyduğumuz bir yıl oldu. Bunun hani ölçülebilir rasyonel parametreleri nelerdir? Dış politikanın alanı vardır; yani hangi alanlarda menfaatinizi ileri götürürsünüz, hangi alanlarda sıkıntıları bertaraf edersiniz? Bu fevkalade önemli. Yani hiç yaptırıma uğramamışsınız, var olan yaptırımları kaldırıyorsunuz, enerji anlaşmaları yapıyorsunuz, ihracatınızı artırıyorsunuz, daha fazla turist getiriyorsunuz, bağlantı yolları açıyorsunuz, kapalı petrol boru hatları işlemeye başlıyor. Dünyadaki ve bölgedeki diğer krizlerden etkilenenlerden daha az etkileniyorsunuz.

“2025 fevkalade iyi bir yıl oldu”

Dış politika ortamı gerçekten bazılarının “vahşi” diye nitelendirdiği, artık kuraldan tamamıyla bağımsız hale gelmiş, ancak bu fırtınalı havada usta kaptanların yürütebileceği, yüzdürebileceği bir gemi. Cumhurbaşkanımızın da yıllar içerisinde ortaya koyduğu ustalık, liderlik; işte bu zamanlarda bizim işimize yarıyor. Onun için 2025 yılındaki dünya krizlerini ve bölgesel krizleri yönetme, minimum zarar görüp kendi gündemimizi maksimum şekilde ilerletme konusunda çok şükür fevkalade iyi bir yıl oldu bizim açımızdan. Ama yani dünya için, dünyanın geneli için, bölge için inanılmaz sıkıntılar, problemler de var.

“Parametreler kendiliğinden değişti”

İkinci Dünya Savaşı sonrası sistemin kurulmasında o zamanın ana muzaffer devleti olan Amerika Birleşik Devletleri ki Soğuk Savaş döneminde de öncü rol oynadı ve galip geldi, onun koyduğu kurallar etrafında şekillenen bir uluslararası sistemden esas itibariyle söz ediyorduk. Daha sonra bu kurallar başka ülkeler, başka aktörler, başka menfaatler tarafından da evrildi, birtakım yan unsurlar çıktı. Trump’ın iktidara gelmesiyle beraber Trump dedi ki; “Ben bu sistemi bu haliyle kabul etmiyorum. Amerika da kurmuş olabilir ama daha sonra ortaya çıkan realite Amerika’nın lehine çalışan bir realite değil. Ben bununla çalışmayacağım ve ben bunu değiştireceğim.” Şimdi bunu dediği andan itibaren başta Avrupa Birliği ülkeleri olmak üzere, Asya-Pasifik’teki klasik müttefikleri olmak üzere birçok müttefiki için konu başka bir renk kazanmaya başladı ve dünyanın, Amerika’nın etki ettiği, etmediği bütün olaylardaki değerlendirme parametreleri kendiliğinden değişti.

“Birçok ülke artık otomatik pilot modundan çıkmak zorunda”

Şimdi bu ani değişimi hem önceden görüp hesaplayıp mevcut şartlara etkisini de iyi görüp analiz edip bir politika belirlemek gerekiyordu. Bizim hem 2025’te en iyi yapmaya çalıştığımız şey, 2026’da da yapmaya çalışacağımız şey bu olacak. Bu ani değişimler… Artık hiç kimse uluslararası ilişkilerde kendi ittifakları üzerinden otomatik pilota bağlı değil. Türkiye de uzunca yıllar işte bir NATO’da, Soğuk Savaş döneminde, NATO ve Batı kampı üzerinden bir otomatik pilota bağlamıştı dış politikasını, bir noktaya gidiyordu. Bununla şu anda Avrupa Birliği’nde de Amerika’nın sağladığı güvenlik şemsiyesi üzerinden, Avrupa’nın sağladığı ekonomik ve siyasi birlik üzerinden politikalarını otomatik pilota bağlamış birçok ülke var. Ama şimdi Amerika’nın mevcut sistemden çekiliyor olması, bunun ön emarelerini vermesiyle birçok ülke artık otomatik pilot modundan çıkmak zorunda. Kendi politikalarını anlık, günlük alınacak kararlarla yönetmek zorunda. Bunu yaparken de özellikle Avrupa ülkeleri, Türkiye gibi demokrasisi olanlar, kendi halklarından da beğeni toplayıp bir sonraki seçimde de oy almak zorundalar. Şimdi bu giderek daha da zorlaşan bir denklem haline geliyor. Ondan önce daha fazla istikrarın olduğu yerde işler kolaydı.

“Belirsizliğin arttığı bir dönemdeyiz”

Kısaca şunu söylemek istiyorum; artık belirsizliğin daha fazla arttığı bir dönemdeyiz. Belirsizlik daha fazla artıyor, ustalığa daha fazla ihtiyaç var. Cumhurbaşkanımızın da yani tarihsel rolü tam da bu noktada daha da belirgin hale geliyor. Bu belirsizliğin yönetilmesi, ittifakların iyi oluşturulması, menfaatlerin iyi tanımlanması, beklentilerin gerçekçi olması, gerçekçi araçların ustalıkla ve büyük bir idealizmle kullanılması; yani bütün bunların hepsi aslında ideal ile realite arasındaki iyi dengeyi kurarak yürütmeniz gereken bir çaba ve kesintisiz bir çaba.

“Deve kuşu gibi başını toprağa gömmenin bir anlamı yok”

İnsan gerçekten kendi vicdanıyla şunu söylemek istiyor: Keşke geçtiğimiz yıl bu zamanlar yaptığım analizlerde yanılsaydım. Verdiğim demeçlerdeki hüküm cümlelerim, analiz cümlelerim yanlış çıksaydı, ben de “Ya tamam yanılmışız ama burada büyük bir hayır çıktı, maslahat çıktı” deseydim. Ama örgütle yıllardır yakından takip etmiş, savaşmış, mücadele etmiş, incelemiş, yeri gelmiş konuşmuş biri olarak geçmiş görevlerimizde aldığımız dersler var, bildiğimiz konular var. Maalesef SDG, PKK’nın bir uzantısı olarak yani şu karakteristik özelliği taşıyor; Güçle veya güç tehdidi olmadan herhangi bir konuda diyalog yoluyla bir şey yapma şansı yok. Yani kendiliğinden… Ya bir güç görecek ya da güç kullanma tehdidi görecek.

Bunu da geciktirmek için şu anda diplomasiyi biraz öğrenmişler; esas itibarıyla propaganda amaçlı, dünyada kamuoyu oluşturma amaçlı kullanıyorlar. Yani her iki taraf da ortaya gelip “Ben de şunu vereyim, sen de şunu ver, buradan şuraya gidelim” çizgisi vesaire yok. “Ben hiçbir şeyi vermeyeyim ama veriyormuş gibi yapayım sembolik olarak Suriye’de; eğer kabul etmezsem de bölgedeki ve küredeki diğer aktörleri yanıma çağırırım, onlarla geliştirdiğim birtakım DEAŞ üzerinden hikayeler var…” İşte bazı senatörlerle görüşmeleri oluyor, İsrail’le sürekli giden bir şeyleri var. Şimdi bunun bir yere gitmeyeceğini artık görmeleri lazım. Ben de bunu anlamıyorum; bu ilişki sizi bir yere götürmez. Yapacağınız şey bölgenin sahici insanlarıyla, sahici çözümler içerisinde kalmak. Bu maksimalist tavırlar, bu aldatıcı şeyler… Yani sürekli “biz anlaşmadan, diyalogdan yanayız” deyip gerçekte tam tersini yapan, çelik çekirdek gibi durup bir santim bile pozisyon değiştirmeyen, sadece güç uygulandığı zaman pozisyon değiştiren bir aktör olduğunu herkes görüyor. Deve kuşu gibi başını toprağa gömmenin bir anlamı yok.

“Halep’te paralel yapı ortadan kalkacak”

Biz bunu baştan beri söylüyoruz. İlgili birimlerimiz, istihbaratımız, diplomatlarımız, askerlerimiz bu konuyu muhataplarıyla konuşuyorlar. SDG’ye iletiyorlar, Suriyelilere iletiyorlar. Ama burada maalesef baştan da öngördüğümüz gibi bir değişiklik olmadı ve bugün şu anda Halep’ten başlayan süreci de yaşamaya başladık maalesef. Ben burada sürecin inşallah yakın zamanda bitip oradaki paralel yapının da ortadan kalkıp Halep’te tek bir devletin bütün vatandaşlarına tek bir devlet kurumları üzerinden hizmet vermeye başlayacağı anın geleceğine inanıyorum. Olması gereken de budur. Devlet hizmetinde teklikdir ama vatandaşa da kuşatıcılıktır.

Bölgedeki ülkelerin istediği bir resim var, Amerika’nın istediği bir resim var; bunlar örtüşüyor. Sadece İsrail burada örtüşmüyor. İsrail “böl, parçala, yönet” taktiğiyle kendi güvenliğini sağlayan, kandan beslenen bir entite durumunda şu anda. Onu bir kenara bırakırsanız ki SDG’nin bunu bırakması lazım artık. Bu toprakların insanlarına sahici bir değer dönüşü yapmak istiyorsa… Yıllardır zaten bu topraklardaki insanların dinini, değerlerini küçümsemişsin. Daha sonra politika yapma adına değer sahiplenmesine başlamışsın. Kimsenin anlamadığı kavramları halka uzun yıllar anlatmışsın.

“Diyalog yoluyla olması gereken yere gelsinler”

Şimdi bu bölgenin realitesine aykırı hususlardan çıkıp bölgeyle sahici bir kucaklaşma istiyorlarsa ki adada da Öcalan’ın talimatları var. Bunu yerine getirmeleri gerekiyor. Artık jeostratejiyi bir kenara bırakıp gerçekten Kürtlerin geleceğini, maslahatını düşünüyorlarsa onları bölge halklarıyla ve devletleriyle daha fazla düşman etmeyecek nitelikli, sahici, barışa dayalı çözümler içinde durmaları lazım. Çok yukardan bakan, irrasyonel bir hareket olmaktan çıkmaları lazım artık. Realite onları kırar, iter. Aslında tarihte bin defa görülmüştür; bu musibeti yaşamaya gerek yok, buradan nasihat veriyoruz. Çıksınlar bu çizgiden, diyalog yoluyla olması gereken yere gelsinler.

“Bölge ülkelerinin yakın tarihinden devraldığı sorunları var”

Suriye’nin yakın tarihinden devraldığı sorunları var, bütün bölge ülkelerinin var. Temel sorun, bu sorunlara dışardan başka bir aklın, bir iradenin bir amaç doğrultusunda etki etme çabası. Bu sorunlar kısık ateşte durabilir ama dışardan ciddi müdahale ettiğiniz zaman birdenbire farklı bir şekle dönüşebilir. Biz Yemen’deki, Somaliland’daki, Sudan’daki ve Suriye’deki konulara yakından baktığınız zaman; aynı örüntü içerisinde hareket eden birtakım unsurların buradan bir bölgesel strateji üretme arayışında olduğunu görüyoruz. Bu bir emaredir. Bu konuda zarar gören bölge ülkeleriyle de hemfikiriz. Dün Umman Dışişleri Bakanı buradaydı, az önce Suud Dışişleri Bakanı ile konuştuk, diğerleriyle de konuşuyoruz. Herkes bu durumu takip ediyor. 

Ayrıntılar gelecek…

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan TRT Haber’de
+ - 0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

deebi.net ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

Bizi Takip Edin